Enes Şahin
bir şey anlamaya veya öğrenmeye geldiysen gidebilirsin. burada kendi kendime takılıyorum.

İtiraf

bu bir itiraf yazısıdır. beni yargılamayın.

“ben enes şahin, daha doğrusu bildiğiniz ismim enes şahin. bu yazıda size bazı gerçekleri itiraf etme gereği hissettim, öncelikle neden? bu soruyu cevaplayacağım. bilmiyorum fark ettiniz mi ama yaklaşık 3 haftadır ortalıklarda yoktum. geçen instagram’a girdim ve gayri ihtiyar-i bir hikayeye yanıt verdim bunun neticesinde ben de bir hikaye atmış bulundum. ve hikayeme çok fazla kişi cevap verdi. bu kadar insan beni tanıyorken onlara bir “güle güle” borcum olmalıydı. bu yazıda bu borcumu ödeyeceğim.

 

evet, ben enes şahin. çoğunuzun hatta hepinizin bildiği ismim bu. öncelikle şu soruyu sorarak başlamak istiyorum: beni 2017’den önce tanıyanınız var mı? buna cevabınız hayır olacaktır. hatta 2018. bir araştırın bakalım, enes şahin diye biri var mıymış 2017’den önce? elbette vardır öyle biri de benimle aynı cisme, bedene sahip biri yoktur, olamaz da. hiç 2015’e dair bir fotoğrafımı görmemişsinizdir, ya da 2013’e ait bir yazımı veya herhangi bir şeyi. hatta merak dahi etmemiş olabilirsiniz, kınamıyorum.

 

ben, belki bazılarınızın adını duyduğu, bazılarınızın da hiç bilmediği çok zengin birinin tek çocuğuyum. ömrüm boyunca hiç paraya ihtiyacım olmadı, istediğim her şey gerçekleşti, buna bir ülkeyi yönetmek de dahil. çok film izlemiş biri değildim, genelde olmasını istediğim filmi çektirirdim, kimsenin izlemediği kıyıda köşede çürümüş bir film görürseniz muhtemelen benim isteğimle çekilmiştir. hiç mp3 çalar’ım olmadı mesela, şarkı dinlemek istediğimde kaan’ı çağırırdım gelir söylerdi karşımda.

 

klişe gelebilir ama cidden insan bu hayattan bir süre sonra zevk almıyor. cidden ama. ailem bu dünyadan göçtükten sonra pek tadı tuzu da kalmamıştı zaten. bu arada babam bir yahudi, annem de arap-türk melezi idi. bense sıkıldığım hayattan kurtulmanın bir yolunu bulmuştum: sıradan olmak. 2017 yılının ramazanında bir anda medine’de bulundum. yaklaşık 6 ayımı orada geçirdikten sonra, en hızlı şekilde adapte olacağım türkiye şehri olan hatay’da yaşamaya karar verdim.

 

hikayem basitti : arabistan’da doğup büyümüş, ve yıllar sonra memleketine gelmiş sıradan bir vatandaş olarak hiç dikkat çekmiyordum. çünkü nereden baksan hatay’ın yarısı arabistan’da bulunmuş insanlardı. arapça, ibranice, farsça, urduca, türkçe bilmek bana çaktırmamak için büyük bir avantaj sağlıyordu. yaklaşık 1 yıl sizler gibi bir insan olmaya çalıştım, her istediği olan bir insan için bu cidden zor bir şeydi. mesela benim en çok yorulduğum şey : bir yerden bir yere gitmek için yürümemdi.

 

1 yıldan sonra, üniversite falan muhabbetine muğla’ya geldim. kendimi sıkı tutmam gerekiyordu çünkü bir anda gevşersem amacıma ulaşamadan başa sarmış olacaktım. yurtta kalmam gerekiyordu ve benim için bunun tek yolu, yurdu satın aldırıp benim sırasız öne geçmem gerekmesiydi. ne mutlu ki oldu. insanlar tarafından hiç dikkat çekmeyen biriydim. tamam, çok insanlar ile dolaşamazdım ama okul-yurt-dışarı üçlüsünde gezen biri olarak görünüyordum. -yani ben öyle düşünüyorum-

 

az kalmıştı, nerden baksan maksimum 1 yıl. tam yaşıtlarımın olması gerektiği gibi: 5 kuruşsuz, eğlencesi tavan, yavşak, piç. 3 yıllık çabam tamamen kendiliğinden gerçekleşen olaylar neticesinde bu duygulara sahip olmaktı, isteyerek değil. ama…. olmadı. bu virüs sayesinde!

 

maalesef ki burada açıkça belirtemesem de o finans lobileri içerisindeyim ve 3 ay denilerek böyle bir şeye izin verme hatasında bulundum. nerden bilebilirdim ki bunun halk hariç herkesin işine yarayacağını ve en az 5 yıl devam ettirileceğini?

 

velhasıl, bunlar sıkıntılı konular, ama bunu sizinle paylaşarak anladım ki ben de nerden baksanız sizin kadar olmuşum. bu da demek olur ki amacıma ulaşmışım. aralık ayı itibarı ile sessiz sedasız aranızdan ayrıldım. açıkçası bazılarınız kendini özletecek yalan değil. ama şunu anlamanız gerekiyor ki bizler aynı kulvarda değiliz. ben seçerim, siz en fazla twitter da yakınırsınız.

 

bu yazıyı okuduktan sonra eminim bende fark ettiğiniz o gariplikler mantıklı bir taşa oturmuştur.

 

dediğim gibi sessiz sedasız ayrılmıştım. ama yazının başında bahsettiğim gibi şu instagram olayı gerçekleştiği için; bu 3 yıl boyunca beni tanıyan, benimle en ufak bağ kuran her kim varsa hepsine teşekkürlerimi iletiyorum ve size olan “görüşmek üzere” borcumu şu anda ödüyorum.

 

gönül isterdi ki tamamen orta halli bir ailenin 4. çocuğu enes şahin olmak. ama maalesef ben adını aslında bildiğiniz ama öğrenemeyeceğiniz birinin çocuğuyum ve artık enes şahin defteri kapandı, zorlama ve yalandan da olsa güzel geçen 3 yılın hatrına sağlıcakla kalın.

demek isterdim ama :

Share

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.