Enes Şahin
bir şey anlamaya veya öğrenmeye geldiysen gidebilirsin. burada kendi kendime takılıyorum.

Anlamsızlaştıramadıklarımızdan Mısın?

gittim, geldim, geleceğim, gelemeden, gidiyorum

 

insan hep geçmişte mi yaşar?

bilmem, belki. olması gerekmeyendir ama muhtemelen olandır.

 

ne garip, herkes geçmişte yaşıyor, bazıları gelecekte, çoğu kişi de anı yaşamayı öneriyor. bense yaşamamayı.

 

çoğu şeyi ifade etmek bana yük gibi geliyor, buraya yazarken bile. sırtımdaki yükleri boşaltıyor gibi oluyor; en sonunda her şeyin biraz daha arttığını görüyorum.

yine gereksiz, anlamsız ve saçma bir teşbihte bulundum. ama ne de olsa “teşbihte kusur olmaz”

 

ben her şeyi yalnız yapmayı seviyorum, dışarı çıkarken yanımda biri olmasından hoşnut olmuyorum, otururken, bir şeyler ile uğraşırken. çekingenim desem aksine yüzsüzlük yapmak istersem de utanmam. ama burada bir hata var, kaçırdığım bir şey : “yalnızlık allah’a mahsus” değil mi? bu cümlenin doğruluk payı ne? kur’anda yazıyor. kime göre? inanç…. derken uzayıp gidiyor. işte ben bunu istemiyorum. ben, insanların sürekli tartıştığı şeylerden nefret ediyorum. toplumsal duyarlılıklardan nefret ediyorum. hepimiz bir gün öleceğiz ve ölümün önemsenmesinden nefret ediyorum. ben oturup “falancanın filancaya olayı” ‘nı konuşmak istemiyorum, görmek de.

 

benim çabam ne?, niye?, kime?

 

işler burada karmaşıklaşıyor benim için : 2017’de “herkesin umudu vardır, intihar edenlerin bile. ama onlar sadece var olduğunu bilmez” düşüncesindeydim. şu an ben bu cümlenin tam olarak hem öznesiyim, hem yüklemiyim hem nesnesiyim. hani herkesin bir derdi oluyor ya : kiminin hastası oluyor, kiminin çok parası oluyor kiminin az, kiminin çocuğu şeytan çıkıyor, kimi babası yüzünden yaşarken ölüyor falanlar filanlar işte. ben aslında dünyadaki sıkıntıların hepsiyim ancak umrumda değil. bu da beni sıkıntısız yapıyor. acaba benim de derdim bu mu? sıkıntısız olmak. hatta daha doğrusu sıkıntıyı umursamamak. bu sebeple hayat bende paradoksa giriyor.  bir insan gerçekten bir sıkıntısı olsun ister mi? bilmem, cidden.

 

hayatın tadını çıkarmak varken, bir insan olarak insanlara insan dışı bir gözden bakmak varken, hiç kimsenin bilmediği yeraltı kumarhanesinde hileden dolayı tutulup kaçmak, otostop çekerek amaçsız seyahat yapmak, gecenin 4’ünde senin hakkında tek bildiği isim ve soyismin olan insanlara yazılar yazıp, “ne diyor bu amk?” tepkilerini toplamak, duraksatıp bir önceki cümleyi okutmak, hâla paris’ten neden bahsetmediğini düşündürmek, çok şey konuşup hiçbir şey anlatmamak, insanların “zeki taklidi yapan deli” ithamlarına zorlatmak, neden okumaya devam ettiğini düşündürmek

ve ölmek dururken başka ne yapıyorsunuz ki hayatta?

 

ve ben ne istediğimi artık anlamışken sizden de bir isteğim olduğunu anlamadınız mı?

 

ruslar neden yürüyorlar berlin’e? milli şefin treni niçin beyaz? 4 incilden yuhannayı seçmek niye?

 

sorularını sormak yerine

 

genç werther’in neden acıları var? raskolnikov’u aç bırakan ne? stefan zweig neden intihar etti?

 

sorularını tercih ediyorum ama bunu da sormuyorum.

 

işte ben, tam da bunu yapıyorum

Share

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.